Kentsel Dönüşümde Çok Boyutlu Yaklaşım

Kasım 16th, 2008 by admin

Kentsel Dönüşümde Çok Boyutlu Yaklaşım - Nermin Aydemir
Kentsel dönüşüm; kentsel gelişmenin toplumsal, ekonomik ve mekânsal olarak yeniden ele alındığı ve kentteki sorunlu alanların sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesi için yıkıp yeniden yapma, canlandırma, sağlıklaştırma veya yeniden yapılandırma için proje üretilmesi ve uygulanması anlamına gelen çok yönlü bir süreçtir.[1] Mekânsal yenilenme kentsel dönüşümün son derece önemli bir parçası olmakla birlikte kesinlikle bütünün kendisi değildir. Fiziksel mekân sorunlarını çözmek, kentsel dönüşümün özünde yatmaktadır fakat eğer samimi olarak bir kenti dönüştürmekten bahsediliyorsa, bunu salt çevre sağlamak mümkün değildir.

Şehirle ilgili yaşayan bir organizma olarak tanımlanmaktadır ve şehir sürekli kendi içinde bir dönüşüm yaşamaktadır. Şehrin değişmesi, o şehrin zengin-fakir bütün muhitlerinde, eski-yeni her semtinde yaşanmaktadır ve kentin dönüşümü yalnızca `kentsel dönüşüm projeleri` ile gerçekleşmemektedir. Bununla birlikte, `kentsel dönüşüm` kavramı esas olarak, şehrin geri kalan kesimine nazaran daha dezavantajlı mahallelerdeki dezavantajlılığı ortadan kaldırmayı ve buralardaki çarpıklığı sonlandırmayı hedeflemektedir. İngilizce literatürde mahrum bölgeler (deprived areas) olarak adlandırılan bölgeler; şehrin içinde ekonomik ve sosyal zorluklar neticesinde düşük yoğunlukta ekonomik aktivitenin gerçekleştiği; büyük bir işsizlik oranına, yoksulluğa ve dışlanmaya; eğitim seviyesinde düşüklüğünün, yüksek suç oranlarının yaşandığı çöküntü alanlar olarak tanımlanmaktadır.[2] Kentsel dönüşüm projeleri ise esas olarak bu mahrum bölgelerdeki mahrumiyeti ortadan kaldırarak sağlıklı ve yaşanabilir alanlar yaratmayı hedeflemektedir.

Dönüşüm projelerinin gerçekleştiği bölgelerde mimari anlamdaki iyileştirmenin yanı sıra; bölgedeki insan kaynağını değerlendirmede ve geliştirmede eksik olan noktaların saptanarak bunlara son verilmesi, bölge halkının boş zamanlarını faydalı bir şekilde geçirebilecekleri sosyal aktivite imkânlarının oluşturulması, etkili bir ulaşım sisteminin getirilmesi, okul ve hastane gibi kamu hizmetlerinin eksikliklerini giderilmesi ve verimliliklerinin arttırılması, özellikle gençlerin iş piyasasına katılmasını sağlayacak projelerin yürütülmesi, bölge halkının karar alma süreçlerine katılımını teşvik edilmesi ile suç ve suça neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması hedeflenmelidir. Yukarıda bahsedilenlere paralel olarak kentsel dönüşüm projeleri eğitim odaklı ve sosyal dışlanmayı ve dışlanma hissini önleyici nitelikte olmalıdır. Dünyadaki birçok örnek, kentsel dönüşümün ancak bu hususlara dikkat edildiği takdirde başarılı olacağını göstermektedir. Bütün bu hususlara dikkat edilmeden yapılan kentsel dönüşüm, ancak ve ancak tek bacağı tutan bir sandalyenin üzerinde oturmak kadar akılcıdır.

Bu noktadan baktığımızda, ülkemizde belediyeler, yeni yapıları ne kadar sağlam ve muntazam inşa ederlerse etsinler, kentsel dönüşüm salt bu aktörlerle gerçekleştirilebilinecek bir süreç değildir. Kentsel dönüşüm; mimari yapının iyileştirilmesinin yanı sıra, insan kaynağının en verimli şekilde değerlendirilmesi, eğitim seviyesinin ve kalitesinin arttırılması, ekonomik imkân ve faaliyetlerin çoğalması, dışlanmanın ve dışlanmışlık hissinin ortadan kaldırılması, kamu hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması ile suç oranlarının düşürülmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle, kentsel dönüşümde evlerin yapımı ve yıkımında sorumluluğu olanlar kadar alanla ilişkisi bulunan özel, resmi ve gönüllü kurum ve kuruluşların etkili bir katılımı ve işbirliği gerekmektedir. Dönüşüm sürecinin bu denli kapsamlı olması belli bir ekonomik yükümlülüğü getirmektedir fakat kentsel dönüşüm sürecinde elde edinecek kazanımlar doğru bir şekilde değerlendirildiğinde bütün bunlara kolaylıkla imkân sağlayacak büyüklüktedir. Yine, süreç içinde birçok farklı aktörün yer alması karar almayı her ne kadar güçleştirecek ise de bu şekilde alınan kararlar daha sağlıklı olduğu gibi, tepeden inme bir şekilde alınmadığından dolayı bu kararları uygulamak çok daha rahat ve kalıcı olacaktır.

Türkiye`deki Kentsel Dönüşüm Örnekleri

Sayıştay Başkanlığının`Büyükşehir Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu` adlı raporuna göre, Büyükşehir Belediyelerinin çoğunda kaçak yapılaşma % 50`nin üzerinde seyretmektedir. İstanbul, Ankara ve İzmir`de ise bu oran sırasıyla; %70, %30–40 ve %60 gibi alarm verici oranlara ulaşmaktadır.[3] Sadece bu sayılar dahi, kentsel dönüşümün ülkemiz şehirleri için ne derece elzem ve ne derece yararlı olduğunu göstermek açısından yeterlidir.

Kentsel dönüşüm, bugüne kadar Ankara`nın Kuzey girişi, Ankara-Çin Çin Mahallesinin bazı bölgeleri ve İstanbul`un Küçükçekmece ilçesinde uygulanmıştır. Diğer taraftan; başta Zeytinburnu olmak üzere, Kuştepe, Halkalı, Sulukule, Kartal, Kadıköy ve Tarlabaşı kentsel dönüşüm projelerinin kısmen uygulandığı ya da uygulanmasının planlandığı bölgelerdir. Bugüne kadar tamamlanmış veya sürmekte olan projelere baktığımızda, önemli sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Her şeyden önce kentsel dönüşüm sürecinde arsalar üzerindeki mülk haklarına binaen yeni yapılan konutlarda hak kazanan kişilerinin önemli bir bölümü, bu bölgelere bir zamanlar gelip yerleşmiş, ardından ekonomik durumlarının iyileşmesi ile birlikte şehrin diğer bölgelerine göç etmiş ve evlerini kiraya vermiş ailelerdir. Dolayısıyla, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında bu eski evlerden çıkan kişiler yeni ve modern evlere değil, 2 veya 5 bin YTL gibi paralar karşılığında şehrin dış kesimlerinde güçlerinin yetebildiği yerlere yönelmekte. Diğer bir ifade ile Ankara havaalanından şehrin merkezine gelirkenki görüntü her ne kadar modernleşse de geniş açıdan bakıldığında yoksulluk, sosyal dışlanmışlık, eğitimsizlik, çarpıklık ve insan sağlığına elverişli olmayan konutlar yok olmamakta, sadece gözden uzak bir yerlere gitmektedir.

Multidisipliner anlayıştan yoksun kentsel dönüşüm, yukarıda bahsedilen sorunları çözmediği gibi suça neden olan faktörleri ortadan kaldırma konusunda da son derece eksik kalmaktadır. Ülkemizde yeni yeni başlayan kentsel dönüşüm projeleri suçu azaltmamakta, yalnızca yerini değiştirmektedir. Somut örnekler vermek gerekirse, Çin Çin gibi artık polislerin dahi zaman zaman giremedikleri bölgeleri dağıtıp yerlerine yeni yaşam şekli getirmek, suç örgütlerini bir ölçüde dağıtsa da burada asıl geçerli olan durum, suç örgütlerinin yer değiştirmesidir. Ankara örneğinde Sincan, Ümitköy, Çayyolu gibi şehrin dışında kalan yerleşim merkezlerinin geçmişe kıyasla çok daha büyük güvenlik problemlerinin olduğunu söylemek mümkündür. Zira daha önce şehrin iç kesimlerinde bulunan suç örgütleri, şehrin dışarı mahallelerine taşındıkça suç da bu bölgelere taşınmaktadır. Yer değiştirme ile birlikte, Sincan, Çayyolu ve Ümitköy örneklerinde olduğu gibi yeni taşınılan bölgeler ile `zengin` mahalleleri birbirine yakın olunca ortaya yeni `suç cennetleri` çıkmaktadır. Bu bölgelerin polis değil, asker kontrolünde olmaları yani hırsızlık gibi asayiş suçlarına askeri güvenlik güçlerinin bakması ise ayrıca araştırılması gereken bir husustur.

Genel Değerlendirme

Türkiye`nin büyük şehirlerinde planlama eksikliklerinden ve aşırı nüfus artışından kaynaklanan son derece büyük çarpıklıklar bulunmaktadır. Bu noktada, kentsel dönüşüm, çarpık kentleşme ve çarpık kentleşme ile birlikte gelen pek çok olumsuzluğu aşmak için önümüze büyük bir fırsat penceresi açmaktadır. Burada önemli olan nokta, kentsel dönüşümün günlük politikalarla, ideolojik duruşlarla veya bireysel çıkarlarla değil; şeffaflık içinde, insanları içine katarak, araştırma ve gözlemlere dayanan bir strateji ile gerçekleşmesidir.
Nermin Aydemir
http://www.peyzaj.org

25 08 2008

Artı ve Eksileriyle Kentsel Dönüşüm

Kasım 16th, 2008 by admin

Artı ve Eksileriyle Kentsel Dönüşüm - Nermin Aydemir

Konut tipleri insan psikolojisini şekillendirmede önemli rol oynamaktadır. Evlerin güneş ışığını uygun şekilde almaları, insan sağlığına uygun bir ısınma sistemi, ferahlık, evi farklı bölmelere ayıran ve girişi kontrol eden kapılar gibi unsurlar insan hayatına şekil veren önemli faktörledir. Bununla birlikte, birçok sosyal bilimciye göre yaşanılan yerin insan hayatındaki asıl belirleyiciliği, kişilerin konut seçerken gelir seviyeleri ve sosyal statülerine göre farklı muhitlere dağılmaları. Sosyo-ekonomik açıdan daha donanımlı olan; şehir hayatında geçerli bir mesleği, yeterli eğitimi, gerekli bilgi ve becerisi olan profesyoneller daha bakımlı ve şehir planlaması az ya da çok oturmuş mahallelere yerleşirken yeterli donanımı olmayan kişiler ancak maddi güçlerinin elverdiği konutlarda yaşayabilmekte. Geçimini daha ziyade enformel ve sosyal güvencesi olmayan işlerde ya da ekonomik getirisi daha düşük mesleklerde çalışarak kazanan kişiler, kiraları veya fiyatları daha ucuz evlere, dolayısıyla daha diğerlerinden daha farklı mahallelere yönelmekte. Bu durum ise farklı sosyal-ekonomik imkanların sınırlarını çizdiği farklı mahalleler yani farklı şehir katmanlara oluşturmakta.

Şehir içerisinde Farklı Sosyo-Ekonomik Sınıflar

Şehir hayatında sosyo-ekonomik farklılıkların sınırlarını çizdiği bu katmanlar, insan psikolojisini olumsuz etkileyebilmekte, şehir içinde birbirine son derece yabancı, hatta karşıt tabakalar oluşmasına ve en uç örneklerde son derece ciddi öfke patlamalarını beraberinde getirerek ciddi güvenlik problemlerine neden olabilmektedir. Esasen, üç temel kriminoloji okulundan biri olan Shaw ve McKay`ın Chicago okulunun temeli, imkanların dayattığı bu mekansal farklılaşma üzerine bina edilmiştir. Bütün bunlarla birlikte, günümüz dünyasında artık etkili trend şehirler ve şehirleşmeden ziyade metropoller ve metropolleşmedir. Kürselleşmenin etkisini giderek arttırdığı ve sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel gücün belli merkezlerde toplandığı çağımızda artık şehirlerden değil; aslında birçok farklı şehirler merkezini bir bünyede toplayan metropollerden, yani şehirlerin şehirlerinden bahsetmekteyiz. Bu bağlamda, yerleşim yerlerinin büyümesi ile birlikte ise aradaki eşitsizliklerin ve kaosun da büyümekte ve mesele eskinden çok daha karmaşık bir boyuta taşınmaktadır. Farklı mesleklerde çalışan dolayısıyla da farklı gelir grubundan kesimlerin varlığı modern hayatın temel unsurlarından biridir ve ülkemizde de şehirleşmenin yanı sıra kürselleşmenin de etkileri artarak yaşandıkça bu tarz farklılıklar daha belirgin hale gelecektir. Ancak burada altı çizilmesi gereken nokta, en alt seviyede olan kesimlere de sağlıklı yaşama, çalışma ve eğitim imkanları açısından asgari standartların sağlanması gereğidir.

Kentsel Dönüşüm Kavramı

Kentsel dönüşüm; kentsel gelişmenin, toplumsal, ekonomik ve mekansal olarak yeniden ele alındığı ve kentteki sorunlu alanların sağlıklı ve yaşanabilir hale getirilmesi için yıkıp yeniden yapma, canlandırma, sağlıklaştırma veya yeniden yapılandırma için proje üretilmesi ve uygulama yapılmasıdır. Özetle kentsel dönüşüm bir kentin dokusunu bozan sorunların giderilmesi olarak tanımlanmakta[1]. Kentsel dönüşüm projeleri sağlıklı koşullarda yaşamanın ve planlı şehirleşmenin sağladığı sayısız fırsatın yanı sıra gerek sosyal dışlanmışlığı önlemede gerekse daha önceleri elverişsiz koşullarda bulunan kişilerin kendi algılamalarını şekillendirirken daha saygın bir kimlik fırsatı sunmak konusunda son derece faydalı. Ülkemizde, büyük ölçüde Toplu Konut İdaresi`nin (TOKİ) başını çektiği bu dönüşüm süreci, gerçekten de şehirlerin merkezi bölgelerinde insanın psikolojik ve bedensel sağlığına uygun yapılanmalar oluşturmanın yanı sıra kentlerdeki çarpıklığın da önüne geçmek için büyük bir fırsat.

Kentsel Dönüşümde Göz Önünde Bulundurulması Gereken Noktalar

Kentsel dönüşümün bütün bu olumlu etkilerine rağmen tıpkı uygulandığı diğer bütün ülkelerdeki gibi ülkemizde de son derece sert tartışmalara yol açmakta. Kentsel dönüşüm ile ilgili var olan tartışmalara baktığımızda ise, tarafların birbirlerinin sıkıntılarını anlamaya veya kendi problemlerini net bir şekilde ifade etmeye çalışmak yerine diyalog kanallarını kesmekte olduğunu görmekteyiz. Kentsel dönüşüm her şeyden önce, bir zamanlar şehir merkezinin dışında kalmakla birlikte zaman içinde şehrin gelişmesine paralel olarak son derece değerli araziler haline gelen bölgelerde gerçekleşmekte. Kentsel dönüşümün uygulandığı pek çok bölgede konutların yanında veya konutların yerine iş merkezlerinin yapılmasını, dolayısıyla hayli büyük miktarlarda meblağların devreye girmesini beraberinde getirmekte. Büyük meblağların yer aldığı projelerin içinde ise sansasyonlar ve büyük çıkar hesapları yer almakta. Bu durum, başta yıkılan bölgelerde yaşayan insanlar olmak üzere pek çok kişiyi sürece karşı giderek daha şüpheci bir hale getirmekte. Bu nedenle, kentsel dönüşüm projeleri her şeyden önce şeffaflığı ve hesap verilebilirliği ilke edinmesi gereken, ancak bu sayede meşruiyeti olabilecek ve kamuoyu kabulü alabilecek gelişim süreçleri.

Diğer taraftan kentsel dönüşüm, her ne kadar yenilenmeyi ve gelişmeyi hedeflese de öncelikle bir yıkım sürecini içermekte. Çarpık da olsa var olan bir yapıyı yıkıp yerine başka bir düzen inşa edildiğinde zaman zaman büyük tepkiler oluşmakta. Kentsel dönüşüm projeleri her ne kadar insanları çarpık ve sağlıksız yaşam alanlarından çok daha `insanca` koşullarda yaşamaya olanak sağlayan gelişim projeleri de olsalar bu süreçler aynı zamanda insanları yerlerinden, eski alışkanlıklarından ve komşuluk bağlarından kopartan süreçler. Bu nedenlerden dolayı kentsel dönüşüm, sadece ülkemizde değil, 1940`larda ilk ortaya çıkışından günümüze kadar uygulandığı bütün ülkelerde son derece ciddi muhalefet ile karşılaşmış bir uygulama. Bu sebeple, kentsel dönüşüm projelerinin içine yerel halkın aktif katılımı sağlanarak, karar alma süreçlerinde hep birlikte hareket edilmesi büyük önem taşımakta. Türk kamu oyununda kentsel dönüşüme karşı en büyük çıkışlardan biri olan `Sulu Kule Yıkılmasın Platformunun` dahi söylemlerine bakıldığında esasen kentsel dönüşüme karşı olmadıkları, kentsel dönüşüme bu denli karşı duruş sergilemelerinin temel sebebinin aslında kedilerine bu süreçte söz hakkı verilmemesi olduğu anlaşılmakta.

Kentsel dönüşüm, eski binaların yıkılıp yerlerine yeni ve modern binaların yapılmasından çok daha geniş bir değişim süreci. Kentsel dönüşüme gidilen yol üzerinde geniş nüfus hareketleri, son derece önemli sosyal dönüşümler ve şehir hayatının her alanında büyük sonuçlar yaşanmakta. Bütün bu nedenlerden ötürü kentsel dönüşümün daha sağlıklı işleyebilmesi için inşa sürecinin yanı sıra, siyasi, ekonomik, kültürel ve özellikle de sosyal sonuçları göz önünde bulundurulması gerekmekte. Kentsel dönüşüm projelerinin konut inşa etme, çevre dizaynı ve insanları yeni konutlarına yerleştirmekle sınırlı kalmaması gerekmekte. Bu noktada ülkemizdeki kentsel dönüşüm projelerinin en sakıncalı yanlarından bir tanesi; bu sürecin yıllar içerisinde oluşmuş komşuluk ilişkilerinin, yani sosyal dayanışmanın ve sosyal kontrol mekanizmalarının, hesaba katılmaması. Geçmiş yıllardaki deneyimlere, özellikle de ekonomik kriz dönemlerine baktığımızda ülkemiz insanının bu süreci diğer ülkelere göre çok daha sorunsuz atlattığını görmekteyiz. Yine, gecekondu mahallelerindeki bütün olumsuz koşullara rağmen büyük şehirlerimizde kriminal olayların sayısı ve yoğunluğu benzerlerine göre hayli aşağı düzeylerde. Diğer bir ifade ile şehirlerimizdeki, hatta metropollerimizdeki bütün kalabalığa rağmen bireyselliğin ve anonimitenin sınırlı kaldığını söylemek mümkün. Türk toplumu her ne kadar şehirleşse de komşuluk, özellikle de hemşerilik bağları ile şekillenen bir kentleşme hüküm sürmekte ve bu durum insanların birbirine yabancılaşmadan yaşamalarını sağlamakta. Elbette ki kent paydasında buluşmak yerine hemşeriliği temel alan ilişkiler üzerinden sosyal hayatı sürdürmenin negatif yanları mevcut ve kent insanının yaşadıkları şehirlerle özdeşleşmeleri gerekmekte. Fakat bu dönüşümün son derece detaylı araştırmaların ardından dikkatli stratejilerle yürütülmesi gerekmektedir. Konuyla ilgili çalışmalar yapan uzmanlar, önlem alınmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda suç oranlarında ciddi artışlar beklemekte. Yapılan araştırmalar, kentsel dönüşüm projelerinin ara döneminde, yani konutlar yıkılıp yerlerine yenileri yapılana kadar belediye lojmanları gibi yerlerde kalınan süre içersinde, suç oranlarında çok ciddi artışların olduğunu göstermekte.

Kentsel dönüşüm projelerinde üzerinde durulması gereken bir diğer önemli nokta, toplumun her kesiminin mülkiyet hakkının olmadığı konusu. Bu tarz projelerin çok büyük bir kısmının içinde toplumun en alt sosyo-ekonomik sınıfları değil, orta kesimden insanlar yer almakta. Kentsel dönüşüm projeleri içinde gecekondu sahiplerine yönelik yeni konut sağlama imkanları verilse dahi bu projeler çoğu zaman `fakirin fakirinin`, yani bu mahallelerde kiracı olarak oturan kişilere mülkiyet hakkı değil, küçük ölçekli bir tazminat sunmakta.

Sonuç

Sonuç olarak kentsel dönüşüm, ülkemizde özellikle 1980`lerden itibaren köylerden kentlere yaşanan çarpık kentleşme ile birlikte gelen plansız şehirleşmeden ve bu plansızlığın getirdiği yüzlerce olumsuz etkiden `kurtulmak` için önemli bir fırsat penceresi. İyi analiz edilmiş, dikkatli planlanmış ve sonuçları hesap edilerek uygulanan kentsel dönüşüm projeleri şehirlerimizi çarpık yapıdan kurtaracak, refahı arttıracak, insanımıza daha sağlıklı koşullarda yaşama fırsatı sunacak, toplumdaki ayrışmayı ortadan kaldırmada önemli rol oynayacak ve vatandaşımıza daha saygın bir benlik algısı sağlayacaktır. Bütün bunlarla birlikte, sürecin istenilen sonuçlara ulaşabilmesi için şeffaflığa, hesap verilebilirliğe, yerel temsilcilerin katımına, sosyal dayanışma ve sosyal kontrol bağlarının korunmasına ve süreçten mağdur olabilecek insanların korunmasına özen gösterilmesi gerekmektedir.

http://www.peyzaj.org/haberdetay.asp?HABER_ID=1265&haber=10,
08.08.2008

Nermin Aydemir

Sulukule ‘de Kentsel Dönüşüm Projesi

Kasım 28th, 2007 by admin

Şimdi size hiç beklemediğiniz bir anda ‘Darbukacı Bayram’ desem neler gelir aklınıza acaba? Hatırlayamadınız mı?

Biraz daha ipucu vereyim o zaman. ‘Güllüye’, ‘Ayıcı Baryam’, ‘Sarhoş Emin’, ‘Sabayat’, ‘Zekiye’, ‘Duman Haydar’, ‘Kalaycı Bekir’…

Şimdi hatırladınız sanırım. Onlar, seksenli yıllarda çocukluğunu geçirmiş, artık otuzlu yaşlarında demlenen gençlerin hatırlayabileceği ‘Gırgıriye Ailesi’nin ferderi…

Bizim yıllarca Televizyon ekranlarından gördüğümüz hiç geçinemeyen, aralarında hep kavgalara tutuşan ama başkaları tarafından bir tehditle karşılaştıklarında hep beraber dayanışma içerisinde olmaktan vazgeçmeyen iki ailedir.

Hayat hikâyelerinden bazı bölümlerin filmler ve diziler halinde bize sunulması sonucunda onlarla tanıştık biz. Bazen hüzünlerine ortak olduk, bazen sevinçlerine. Ama hü-zünlenirken de gülmeyi öğrendik onlardan, belkide hayatı…

Aslında onların pencerelerinden ve kişilikleri üzerinden Sulukule’deki yaşamın ayrıntılarına ve o güzide İstanbul semtindeki insanların, hayata dair reflekslerine tanık olduk da denilebilir.

O güzel ve neşe yumağı insanlar hep yani başımızdaydılar gerçekte. Ama biz hep uzaktan sevdik onları. En ağlamaklı günlerimizde bile bizi güldürerek karnımıza kramplar sokan, bizi mutlu eden, yatmadan önce evimizi neşeyle doldurup tadı uykulara dalmamızı sağlayan akşam kuşağı izlenceleri-mizdendir onlar bizim gözlerimizde. Bir elimizi uzatıp ‘merhaba’ diyebileceğimiz kadar yakın ama sadece TV ekranında izlemek istediğimiz kadar da uzak tuttuk kendimize onları. Nedendir bilinmez onlardan uzak oluşumuz…

Bu yazının kaleme alınmasının nedeni ise ne size Gırgıriye Ailesinin bir ferdini tanıtmak ne de TV dizileri ve filmlerine dair bir güzelleme yapmak.

Bu kez, Mor ve Ötesi’nin şarkısında seslendirdiği gibi ‘bir derdim var’ ve ben, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

BİN YILLIK SULUKULE

19 Ekim 2006 tarihinde Bakanlar Kuru-lu’nun, Sulukule için ‘acele kamulaştırma’ kararı almasının ardından Edirnekapı ve Vatan Caddesi arasındaki surların arkasında kalan, bu minik ve şirin semtin yıkımı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi şu an harekete geçmiş durumda.

Yaklaşık 3 bin 500 Roman’ın yaşadığı Sulukule de yıkımların başlamasına çok az kaldı. Üstelik çingeneleriyle, romanlarıyla, müzisyenleri ve göbek atanların danslarıyla ünlü bu semtin sakinlerinin ellerinde tapuları da olmasına rağmen zorla evlerinden çıkarılmaları gündemde.

Sulukule’deki ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’ adı altında gerçekleştirilmek istenen bu yıkımlara karşı Mimar Korhan Gümüş bir değerlendirme yaptı. Onları anlattı, onlara dair olanları:

HAYALİ BİR DÜZEN

“Bir tür kamu eliyle uygulanan bir ‘gentrifica-tion’ (mutenalaştırma) operasyonu ile karşı karşıyayız. Başka mahallelerde yaşayan insanların istedikleri yerde oturma, kendi evlerini tamir etme, yıkıp yapma hakları var. Ama onlar için yok. Yönetim sosyal programlar geliştirip, eğitim, şehircilik altyapısı, istihdam konularında yoksul semderdeki yaşam koşullarını iyileştireceğine, tepeden inme yöntemlerle karar alıyor ve burada yaşayan insanları yok sayan, ayrımcılık yapan bir şehircilik uygulamasına girişiyor. Uzmanlar, turizmciler, siyasetçiler el ele verip, İstanbul’da ‘TürkMa-halleleri’ni yaratmaya soyunuyorlar. Yalnızca bazı semderde yaşayan insanları değil, küçük üreticileri de karakuşi hükümlerle yerlerinden ediyorlar. Bu değişim kente ait olan bir düzenin yerini ideolojik bir dönüşümle, hayali bir düzenin alması demek…”

Sulukule öyle bildiğimiz yeni yerleşime açılmış bir semt veya mahalle de değil. Adını Lykos Deresi’nin İstanbul şehrine buradan girmesinden almış yüzyıllar önce. Osmanlı İmparatorluğu’ndan da eski bir geçmişe sahip anlayacağınız.

Ekonomik anlamda hep alt gelir grupları içinde yer alan Sulukuleliler bu anlamda bulabildikleri tüm işleri yapan insanlar olarak görülmüşler yüzyıllarca. Hatta kimi söylemlere göre Roma İmparatorluğu döneminde cellâtlık bile yaptırılmış.

OSMANLI’YA UZANAN BİR HİKÂYE

Ben de zaman zaman mahallemize gelen kâğıtçıların fukaralığını gördükten sonra gazetelerin eskilerini bir onlara bir de arada bana harçlık çıksın diye bakkala sattığım günleri hiç unutmuyorum. Tabii bir de, ayılarının burunlarına taktıkları halkalı zincirle “hadi kızım göster bakalım şu fakirlere hamamda karılar nasıl bayılır” diyerek yaptıkları gösterileriyle bizi güldürmekten kıran o esmer tenli, ince kaytan bıyıklı insanları ve yanlarından ayırmadıkları o ‘kocaoğlan’ları unutulacak gibi değiller.

Bir zamanlar Adnan Şenses’lerin, Zeki Mü-ren’lerin gittiği bir semt orası. Daha bizim meşhur Sultanahmet’teki Ayasofya Cami’nin turizm merkezi bile olmamışken, turisdik rehberlerde adı geçen, yerli ve yabancı ziyaretçilerle dolup taşan bir semtti Sulukule.

Yeri gelmişken İstanbul’un en büyük gösteri merkezlerinden Türker İnanoğlu’nun sahibi olduğu TİM’de ‘Romantika’ müzikalinin oynanmasının üzerinden şunun şurasında daha kaç ay geçti ki sanki? Dünyanın en klasik hikâyelerinden biridir zengin çocuğun fakir kıza âşık olması. Romantika’da bunun hikâyesinin anlatıyor bize ama bu kez ailesinin kökeni Osmanlı hanedanlığına kadar uzanan bir zengin gencin çingene kıza aşkıyla. Ve bize yine Romanların ve Çingenelerin yaşamlarından ayrıntıları izliyoruz müzikalde.

Dünyanın kurulan ilk roman yerleşim birimlerinden biri olduğu söylenen bu semti, biz, şimdi sırf kentsel dönüşüm projelerimize uygun olmadığı için mi yıkmaya kalkıyoruz yani?

Sayın proje yürütücüleri, siz, “tarihi dokuyu korumak” diyorsunuz da insanların olmadığı bir yerde tarihi dokuyu ne yapalım ki biz? ‘Doku’ dediğiniz olguyu yaratan insanları yerlerinden ettiğiniz zaman, yaptığınız projelerin hiçbir anlamı kalmayacaktır.

Peki, sizin bugün yıkma çalışmaları, projeleri ürettiğiniz Sulukule için, UNESCO Dünya Mirası listesindeki İstanbul’un yine bu kapsamda yer alan surlar ve çevresindekilerin sadece fiziksel değil, var olan sosyal-kültürel yapısı ile de korunması gerektiğini belirttiğinden haberiniz var mı?

İSTER BEĞENİN İSTER BEĞENMEYİN

Sayın yöneticiler ister beğenin ister beğenmeyin ama şu an Avrupa Komisyonu’nun katkılarıyla Fatih Belediyesi, Fener ve Balat semtlerinde adım adım bu küçük semtlere dair bir ‘iyileştirme’ uygulaması gerçekleştiriyor. Ve bu projeyle semder yıkılmıyor, semt sakinleri yerlerinden yurtlarından edilmiyor sadece ve sadece yaşamlarını sürdürdükleri çevreleri iyileştiriliyor ve kültürel miras böylelikle korunmuş oluyor.

Kamulaştırma kararını alanlar ve Sulukule’nin yıkım projesinin sahipleri!

Hani arada sırada yeri geldiğince denilir “Anadolu toprakları medeniyetlerin beşiğidir” diye. Hep Osmanlı İmparatorluğu’nun ve sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriye-ti’nin tarihiyle, savaşlarıyla övünecek değiliz ya, biraz da bu topraklarda yaratılan binlerce yıllık kültürel mirasımızla ve bu mirasın yaratıcılarıyla övünelim…

Hem sizce de en basitinden bir gerekçeyle söylersek, bizi bu kadar çok güldüren, neşelendiren, düğünlerimizde gelip çalıp dans eden bu ‘Şugar’ insanlara bir borcumuz yok mu?

Unutmayalım ki, Sulukule de Anadolu’da yaratılan medeniyetler beşiği kavramının bir parçasıdır.

www.kronikmuhalif.com yazarı istanbul.cg@hotmail.com

Tarihin esmer enselileri

BİRAZ araştırınca öğrendim ki 1969′da kurulan Sulukule Derneği, 1. Uluslararası Çigan Festivali’ni yapınca Turizm Bakanlığının “bu semtimizi olduğu gibi koruyalım” dediği yermiş Sulukule.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Adrian Richard Nathanel Marsh’ın, “Sulukule’nin Tarihi: Çingenelerin Kalbi Bin Senedir Sulukule’de Atıyor” başlıklı makalesinde şöyle diyor:

EN ESKİ ROMAN TOPLULUĞU

“Sulukule’nin Çingene tarihinin kalbi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çingeneler tam bin senedir Sulukule’de yaşıyor. Burası bilinen en eski Çingene yerleşim alanı ve aynı zamanda onların dünyaya yayıldığı yer. Çingene adı ilk defa Bizanslılar tarafından burada yaşayan insanları adlandırmak için kullanılmış.

Fetihten sonra Fatih şehir hayatını ve ticareti yeniden canlandırmak için şehre yeni Çingene toplulukları getirtiyor ve bu dönemde zenginlik kaynağı olan at ticareti ve sepetçi, dansçı loncaları da onların kontrolüne giriyor. Osmanlı döneminde de bu bölge, kendi dillerini konuşan (Roman dilinin çeşitli lehçelerini konuşan), falcılık ve ayı oynatıcılık, müzik ve dansla ön plana çıkan bir tarihsel eğlence geleneğine sahip olan, dünyanın en eski Roman/Çingene topluluğunun yerleşim alanı olarak varlığını sürdürüyor.

Şehrin ve Sulukule’nin Çingeneleri, akrobatları, hokkabazları, dansçı ve müzisyenleri, sultanların tahta geçiş kutlamala-rındaki tören alaylarını, İran’a ve Avrupa’ya sefere giden orduları konu alan minyatürlerde de resmediliyorlar. 19. ve 20. yüzyıllarda, Sulukule’nin ünü Avrupa ve Amerika’ya kadar yayılıyor. Hatta Çingene dansçıları çeşitli dünya fuarlarına götürme planları dahi söz konusu oluyor. Ancak Sultan Abdülhamit dinsel açıdan karşı çıktığı için bu girişimler hiçbir zaman gerçek-leştirilemiyor.”

Kaynak:21/07/2007
Sulukule’ye borçluyuz
AYŞEGÜL SAVAŞTA

Kent, siyaset ve sınıfsal bakış - Korhan Gümüş

Kasım 28th, 2007 by admin

Kente dair politika geliştirememek, kentteki her şeyin basitçe metaya, paraya, teknolojik araca dönüşmesi demek. Tanınmış mimar Rem Koolhas’ın bu yıl Avrupa Kültür Başkenti olan Lüksem-burg’da tartışmaya açtığı ‘Junk Space’ (’Döküntü Uzam’) kavramı tam da bu durumla, planlamanın teknik bir konu olarak algılanması ile çakışıyor. ‘Döküntü Uzam’ kavramı 19. yüzyıldaki bütünsel tasarım düşlerine gönderme yaptığı kadar, 21. yüzyılda kamusal alan izlenimi kazanan tasarlanmış işlevlerin yeniden okunmasını (yapıçözümünü) sağlıyor. Süpers-türktürlerin, yani bütünsel tasarım düşlerini temsil eden tasarımların, ayrıksı formlarla ‘türdeş’ olduğunu söyleyen Rem Koolhas, ‘kamusal tasarım’ fikrinin imkansızlığına işaret ediyor. Tepeden inmeci, hege-monik her türlü kamu fikri, başka bir deyişle hakikat inşası, kamu fikrinin gasp edilmesinden başka bir şey değil. Topluluklar kimi zaman teknik, kimi zaman ideolojik görünüm kazanan simgesel bir şiddet yoluyla politikadan uzaklaştırılıyor. Metaforların kesinliklerine mahkum edilerek ‘kamusal izlenimi verilmiş’ tikel içeriklerin baskısı altına giriyor. Simgesel şiddetin en önemli unsuru ise ’sınıfsal bakış’ın gizlenmesi. Seçkinler bu yerine geçme sayesinde tıpkı bir sivil toplum kesimi gibi kendi kamu yararı kavramlarını temsil ediyorlar. Yaratıcı sınıfların bağımlı olması kentteki haksızlıkları, ayrımcılığı gizliyor. Modernleşmenin gelişmeci, teknikçi, kesinliklere dayanan bir biçimde algılanması, siyasal değişim ve dönüşümlerin alternatifsiz bir şekilde simgesel alanda inşasına yol açıyor. O ölçüde ki, muhalefetin dahi merkezi iktidara, yönetimlere karşı kullandığı argümanlar aynı hakikat arayışını, iktidar arayışını ortaya koyuyor. Doğal olarak sivil toplumun bu temsil biçiminde farklılıkları, amaçlan, düşünceleri ile ‘özne’ olarak bir yeri yok. Siyasetin simgesel alanda yoğunlaştığı bu model, siyasetin de ’sıfır noktası’. Geriye yalnızca baskıcı, ideolojik, hesap vermez, kamusal gücü arkasına alarak kendi çıkarlarını kollayan düz bir mantık kalıyor. Bu nedenle bugün siyaset, sanat, bilim gibi simgesel uğraşlar edinmiş kişilerin kamusal süreçlere katılımlarını kendi kamu yararlarını temsil ederek, bağımlı olarak geliştirmeleri bir alternatif teşkil etmek şöyle dursun, neoliberal saldırının önünü açıyor. Her ne kadar zaman zaman karşı duru-yorlarmış gibi gözükseler de. Çünkü her türlü kesinlik inşası, sonuçta siyasetin öznesinin simgesel alanın dışında olduğunun fark edilmesini, yani ’sınıfsal bir bakış’ı engelliyor. Siyasal alanı daraltıyor. Herşe-yin devşirildiği bu siyasal yeniden üretim sürecinde simgesel alanın dışında kalanların yeri yok.

SİYASETE KAMUSALLIK MASKESİ
Bugün Türkiye’deki büyük sermaye-siyaset ittifakına dayanan ‘kentsel dönüşüm’ modelinin de yeni bir durum olarak değil, 20. yüzyılın her türlü kamu fikrini, kent siyasetini askıya alan bir yönetim fikrinin bir uzantısı olarak kentlerin gündemine geldiğini söylemek mümkün. Büyük kentlerdeki ‘kentsel dönüşüm’ uygulamaları endüstri devriminin ertesinde ortaya çıkan ve iktidar-sermaye ittifakına dayanan ilk şehircilik örneklerine benziyor. Bu açıdan bakıldığında, gerçekleştirilmeye çalışılan uygulamalarda sorunlu kent deneyimlerinin, seçkinler tarafından temsil edilen ’segmente’ edilmiş kamu işlevlerinin dönüştürülmesi değil, krizlerin ortaya koyduğu yenilenme ihtiyacının üstünün örtülmesi amaçlanıyor. Bir dönüşümden çok, bir dönüşüm ihtiyacını kendi bildiğine dönüştürmeye çalışan bir ‘tersine bükme’ söz konusu. ‘Kentsel Dönüşüm’ kavramını kullandığımız zaman bir taraftan sanki bir takım sorunlara cevap verecek, çözüm getirecek yeni uygulamalardan söz eder gibi yapıyoruz. Ama diğer taraftan bu kavram yeni bir politik duruma, sorunu yaratan koşullara bir değişiklik

getirecek farklı bir uygulamaya işaret etmiyor. Tam tersine ortaya çıkan sorunları mevcut aktörler, kapasiteler, yöntemlerle ele almaya çalışan, hatta muhafaza etmeye çalışan bir uygulama biçimi olarak çıkıyor. Kentte bir dönüşümden çok değişim ihtiyacını mevcut kalıplara sokma gayreti ile karşı karşıyayız. Başka türlü ifade etmek gerekirse, “ortada sorunlar var, acaba şimdi ne yapabilirim de bu sorunlardan istifade edebilirim” diyen bir kentsel dönüşüm modeli bu.

Deprem ve riskler, kültürel mirasın korunması, kamusal alanların yeniden işlevlendirilmesi,ulaşım ve çevre sorunlarının çözümü… ele alınan konu ne olursa olsun, kamusal gücü ellerine geçiren kesimler bunları araç olarak kullanıyorlar. Bu dönüşüm modeli, ihtiyaçlara cevap verir, riskleri, sorunları ortadan kaldırır gibi yaparken ayrıcalıkları yeniden üreten, haksızlıkları, yolsuzlukları sürdürülebilir kılan bir siyaset biçiminin uzantısı. Üstelik evleri başına yıkılan insanların çaresizliğini, çektikleri sıkıntıları, memnuniyetsizliklerini bir yana koyarsak, iktidar ile kültür seçkinlerinin, bir ittifak içinde, yani bu sorunlara verecekleri karşılığın nasıl olması gerektiği konusunda anlaştıkları bir model bu. Her iki kesim de, iktidar ve kültür seçkinleri kamunun siyasal bir işlev yerine getirmesine, kararları katılıma açmasına karşılar. Planlama, kentsel tasarım, kültürel mirasın korunması gibi konuları tartışılmaz konular, teknik bilgi statüsündeki kesinlikler olarak ele alıyorlar. Elbette ki sorunları tanımlama biçiminin de sorun alanı içinde yer aldığı bir modelden daha fazlasının da beklenmemesi gerekir.

İKTİDARIN SEÇKİNLER İLE İTTİFAKI
Benim burada altını çizmek istediğim asıl sorun, siyasetin yalnızca ‘eyleyenler’ tarafından üretildiğini, değişim ve dönüşümün öznesinin yalnızca iktidar ve sermaye olduğunu bize kabul ettirmeye çalışan yaygın yaklaşım. Yani görünüşte neoliberal politikaları uygulamaya sokan, halkı düşünmeyen (ya da bu iş zorla olmayacağına göre -son seçimlerden sonra dile getirildiği gibi- ‘halkı baştan çıkaran’ kötü niyetli) bir iktidar var. O sermaye ve güç sahipleri eşliğinde politik temsil gücü olmayan kesimlerin üstüne gidiyor, gücüne güç katıyor. Diğer tarafta ise zaman zaman itiraz eden, ama iktidarda olmadığı için elinden bir şey gelmeyen bir ‘muhalefet’, ya da neden ve nasıl olduysa kendisini böyle adlandıran bir kesim var. Ben bu eylem biçimleriyle, fikirleriyle, varlığı ile ortada gözükmeyen, ne söylediği, ne yaptığı bilinmeyen ama kendisine ‘muhalif etiketini yapıştırmakta sakınca görmeyen bu kesimin de neoliberal sistemin içine dahil olduğunu, hatta kendi konumunu muhafaza etmek, ayrıcalıklarını yeniden üretmek, iktidardan pay almak için zaman zaman ‘itiraz eder gibi gözüküp, siyasal alanın genişletilmesine karşı çıktığını düşünüyorum. Dolayısı ile bir karşıtlıktan çok bir seçkinler koalisyonundan söz edilebilir. Dikkat edilirse kent planlama, kültürel miras, çevre gibi konuların ‘teknik’ konular olduğunu savunan kesimlerin de yaptıkları iş kendilerini temsil etmelerinden ibaret. Muhalifler de iktidardakiler gibi kapalı, kendi alt sistemine çıkar ve imkan dağıtan bir siyasal modelden beslenmek istiyorlar. Örneğin belediyenin planlama merkezinde çalışan, hem de piyasaya proje işleri yapan bir üniversite öğretim üyesi şunları söylüyor: “Niye bizi AKP’li belediyeye çalıştığımız için eleştiriyorsunuz? Biz hem Bedrettin Dalan zamanında, hem Nurettin Sözen zamanında da çalıştık.” Belediye başkanının danışmanı ise açıkça kendilerini eleştirmesinler diye plan ve proje işlerini bazı kurumların yöneticilerine verdiklerini ve bunu bir siyasal strateji haline getirdiklerini itiraf ediyor. Oysa farklı görüşten insanlar ile çalışmak, ideolojik ayrım yapmamak, yönetimlerin bir görevi. Asıl sorun ise başka yerde. Uzmanların hem kamu tarafında olup, karar verici hem de proje müellifi olmalarını kimse sorgulamıyor.

KENT SİYASETİNE SINIFSAL BAKIŞ ŞART
Kentsel dönüşüm uygulamalarında yerel siyasal alanın öncelikli gündeminin imar konusu olmasının, sosyal programlardan söz edilmemesinin, kamu işlevinin gerektirdiği açıklığın ve katılımın olmamasının asıl nedeni de bu. Kent siyasetinin merkeze kilitlenmesi, ister istemez kente dair konuların teknik bir konu gibi ele alınmasını, sivil toplumu izleyici haline getiriyor. Bu da siyasetin rolünün de patronajla sınırlanması demek. Kent ölçeğinde, korporatist bir kamu düzeni içindeki konumlarını yeniden üretmeyi hedefleyen uzmanlar, muhalif de olsalar, siyasetle bağımlı bir ilişki kuruyorlar. Böylece sorgulama, yaratıcılık, zorluklarla mücadele, siyaseti yenileme ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu nedenle bugün Türkiye’de kentlilerin hayatını ilgilendiren konular siyasal bir ilgiyi hak etmeyen teknik sorunlar olarak algılanıyor. Oysa kent siyasetinin var oluş koşulu, ’sınıfsal bir bakış’ı’, yani siyasetin öznelerinin sembolik alanın dışında olduğunu farketmeyi ve her uygulamada bunu sorgulamayı gerektirir. Unutmamak gerekir ki nesnel bir görüntü sunan eldeki her türlü bilgi, kenti ve kentte yaşayan insanları siyasal açıdan ikinci plana atan, başka hakikatlere hapseden, hatta üzerinde konuşulmasını imkânsız kılan bir karşı entelektüel pratik tarafından ko-şullandırılmıştır. Çünkü kenti anlamlandırma çabası kapsamı itibarıyla nesnel bir görüntü verse de, çoğulcu bir uğraşla işlenmesi gereken zorlu bir uğraştır. Kent siyaseti de bu nedenle, elde hazır bulunanlarla değil, her ayrıntıda yeniden sorgulanması gereken bulgularla, yeni keşiflere, yaratıcı araştırmalara dayanan bağımsız bir duruş ile anlam kazanabilir.

KORHAN GÜMÜŞ İstanbul 2010 Yürütme Kurulu Üyesi

Radikal Dönüşüm

Kasım 28th, 2007 by admin

İstanbul’da kamu eliyle bir ‘gentrification’ (soylulaştırma) yaşanırken, kamuoyunun bilgilendirilmesinde etkin olan bazı kesimlerin bizzat bu işin taraflarından biri haline geldiğini görüyoruz. Üniversitelerde, meslek odalarındaki bir ‘genç’ kesimin ötesinde bu tartışmalar yankı bulmuyor. Hatta deprem, kültür mirasının korunması, güvenlik, köhneme gibi kavramların eşliğinde bu uygulamaların daha da sorgulanamaz hale geldiği görülüyor. Basında ise nadiren bu durumu eleştiren görüş ve haberler çıkıyor. Bu yayın organlarından biri de bu konuda tutarlı bir politika izleyen Radikal gazetesi(ydi). Gazete, bu sorunu defalarca gündeme taşıdı.

Ancak, ne olduysa, bu gazetenin de başına ‘tuğla düştü’. 20 Kasım günü manşetinde Kentsel Dönüşüm Yasası’nı “Çarpık yapılaşmaya dev neşter” başlığı ile tek taraflı ve tartışmasız bir biçimde verdi. Gazeteye göre bu yasa ile “depreme dayanıksız yapılar yıkılacak, firmalara vergi muafiyeti gelecek, projelere illerin vergi gelirlerine göre pay aktarılacak”. Tasarı kabul edilirse, Ankara’da 18 bin konutu kapsayan ‘Kentsel Dönüşüm Projesi’ bütün Türkiye’ye yayılacak. Haberde, sanki bugüne kadar ‘çarpık’ olarak adlandırılan kentleşme biçiminin sorumlusu bu tepeden inmeci planlama yöntemi değilmiş gibi, yasa bir anda tartışmasız çözüm olarak gösteriliyordu.

KENTSEL DÖNÜŞÜM YASASI
Bu haber benim gibi birçok kişide büyük şaşkınlık yarattı. Gazete bir yandan İstanbul’da Romanların haklarının çiğnenmesi konusunda bir dizi haber yaparken ya da ulaşım, restorasyon, kent yenileme konularındaki tutarsızlıkları sergilerken, diğer yandan aynı konularda tek taraflı basın operasyonlarına mecra olabiliyor. Bu akortsuzluğu nasıl yorumlamalı?

Gazetenin bağlı bulunduğu grubun hükümet ve belediye ile çıkar ilişkileri olması, bağımsız gibi gözüken bir yayın kuruluşunun da bir çıkar bağlantısına hizmet edebildiğini gösteriyor. Bu yasanın, Radikal gazetesinin çok önemsediği AB yerel yönetimler uygulamaları, Türkiye’yi şeffaf, katılımcı, adil bir yönetim düzenine taşıyacak olan uluslararası siyasal kriterler ile çelişen bir dolu yönü var. Üstelik kentsel dönüşümle ilgili uygulamaların bu şekilde yapılandırılmasının uzun vadede kent yönetimlerini başarısız kılacak bir sonuç yaratacağı açık.

Bu yasa ile, siyasal süreçleri etkileme kapasitesi olmayan insanların yaşadıkları mahallelerden kovulması artık iyice sorgulanamaz hale gelecek. Sosyal dokunun dönüşümüne ve haksız kazançlara yol açan bu tür uygulamalar güvenlik, sağlıklılaştırma, temizlik, suç ortamlarını yok etme gibi söylemlerle meşrulaştırılacak. Henüz yasal çerçevede bir değişildik olmadan, kamu gücünü elinde toplayan bazı özel kişilerin ve kuruluşların marifetiyle, gerçekte suç teşkil eden uygulamaların hız kazandığı dikkate alınırsa, bu yasa ile vatandaşlar arasında geçerli olması gereken özel hukuk araçları kamu ile kişiler arasında kurularak, insanları, işyeri sahiplerini mülklerini zorla satmaya razı etmek, hatta tehdit etmek sık rastlanan uygulamalar halini alacak. Bu yasa ile, patronaj sistemleri içinde kentsel tasarım projeleri elde etmek artık yasal bir zemine de kavuşuyor.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde belediye başkanının danışmanı olduğu söylenen bir kişinin kendi adına bina sahiplerini tehdit ettiği, sularını ve elektriklerini kestirmek için kendi imzasıyla yazılar yazdığı basında yer aldı. İstanbul’un kentleşme sorunları bir kesim insanın temel vatandaşlık haklarının çiğnenmesine yol açarken, bir kesim için de yeni fırsatlar yaratıyor. Bu yasanın gerekçesinde de görüldüğü gibi, geçmişte popülist politikalar ile gevşetilen ve sivil toplum üzerine işlem yapmaya dayanan otoriter kamu fikrinin yeniden üretimi krizler ile mümkün oluyor. Örneğin, 17 Ağustos depreminden sonra, gölgede kalan birçok faaliyet birdenbire öne çıktı ve bazı ilgi gruplarının çıkarlarının temsil edilmesine yeni bir dayanak oluştu.

YASA NELERİ AÇIKTA BIRAKIYOR?
Yasanın açıkta bıraktığı hususlar şöyle özetlenebilir: Katılımın yönetim/yatırımcı eksenli olması, kentlileri yaşadıkları mekânlardan göçe zorlaması, program/proje oluşturma sürecinin karanlıkta kalması, yasalarla/uluslararası sözleşmelerle uyumsuzluk. Bu yasa ile, vatandaş kendi mülkü için önerilen projeye tek alternatif olarak mahkûm olacak. Sivil toplum kuruluşlarının katılmamış olması, üretilebilecek alternatif projelerin önünü daha baştan kesecek. Vatandaşlar mülklerini değerlendirme yoluna gidecek ve önlerine konulan alternatifsiz proje için yaşadıkları binaları satacaklar ve belki bazılarına pay verilecek. Mülkün proje sonrası kazanacağı değer proje sahipleri ve yatırımcılar tarafından kazanılacak. Belediyeler emlakçı gibi tavır alıp yatırımcılara başkasının mülkü üzerinde aracılık yapacak ve kentsel rantların paylaşımı adına mevcut eşitsizlikleri derinleştirecek. İnsanların yaşadıkları semtlerde kalmasını ve bölgelerin sosyo-ekonomik kalkınmasını sağlayacak, yalnızca mekânsal dönüşümü değil sosyal sorunları ve açmazları hesaba katacak projelerin sivil katılım yoluyla üretilmesinin önüne geçilecek.

Bu durum, kentsel dönüşüm ve yenileme programlarının, projelerinin hızla uygulamaya konulacağı büyük kentlerin dönüşümü adına kentsel sorunların giderek artmasından ve kent içinde yer değiştirmesinden başka bir sonuç doğurmayacak. Demokratik katılım ve yerel katılım pratiklerinde gelişme değil, gerileme getirecek.

Radikal’in radikal dönüşümü
KORHAN GÜMÜŞ

Kentsel dönüşüm ve yıkımlar

Kasım 28th, 2007 by admin

Yaz ayları Türkiye de bile, pratik mücadeleler bakımından  durgun  aylar olarak geçiyor. Gerçi Türkiye yi yöneten güç odakları saldırılarına asla ara vermiş değiller. Onlar uyumuyor, dinlenmiyor, sıcak, tatil tanımıyorlar ama; onlara yönelik tepkiler yaz aylarında belirli alanlara sıkışıyor.
2005 yazı da;  Kürt sorunu  üstünden ortaya çıkan çeşitli tepkiler; özelleştirme karşıtı işçi eylemleri ve İstanbul merkezli olarak başlatılan  yıkımlar ın ve bu yıkımlara karşı tepkilerin öne çıktığı bir gündemle belirleniyor.
İlk ikisi; yani Kürt sorunu ve özelleştirme karşıtı mücadele hem önceki yıllardaki gelişmelerle bağlantılı hem de üstünde çok yazılıp çizilen konular. Ama, bu yılın yaz aylarının diğer konusu olan  yıkımlar  ise bu yıl kendine has bir karakter kazanmış bulunuyor. Çünkü, bu yıla kadar,  yıkım dan söz edildiğinde, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde,  gecekondu yıkımları ndan söz edilirdi. Bu yüzden de şu ya da bu baskıyla bir miktar gecekondu yıkılır, sonra onların bir bölümü yeniden yapılır, bir bölümüne para verilir, bir bölümünden para alınıp yapısı yasallaştırılır… filan, iş kapatılırdı.
Bu sefer de ilk bakışta, sanki  ruhsatsız gecekondular yıkılıyor  havası veriliyor. Ancak bu yaz gündeme gelen yıkımların gecekondu yıkımı, ruhsatsız ya da kaçak yapı olmasıyla bir ilgisi yok. Tersine; önümüzdeki yıllarda İstanbul dan başlayarak büyük kentlerin, büyük sermaye güçlerinin ve onların arkasındaki uluslararası sermaye odaklarının ihtiyaçlarına göre,  yeniden yapılandırılması yla ilgili bu yıkımlar.
Bu yüzden de ortada olan tartışma,  gecekondu yıkımı  ya da  gecekondunun savunulması  gibi bir tartışma değil. Tersine;  kentsel dönüşüm  gibi, bir ilericilik havası da verilen ad altında kentlerde biriken büyük rantın sermaye odaklarına aktarılmasıdır.
Kuşkusuz ki; kent denilince yapılar akla gelmez; tersine, kentte yaşayan insanlar, sosyal sınıflar, bu sosyal sınıfların ihtiyaçları ve aralarındaki çatışmanın yansıması olarak biçimlenmiş bir yerleşim merkezidir kent. Dolayısıyla kent bir tarihsel oluşumu da yansıtır. Ama; bu tarihsel gelişimin bir aşamasında sosyal sınıfların bir biri karşısındaki pozisyonundaki değişme ya da yeniden mevzilenme kentin biçimlenişini de yeniden zorlayabilir(*).
Bugün İstanbul dan başlayan  kentsel dönüşüm projeleri nin (**) arkasında da; son 50 yıl içinde köyden kente göç sürecinde İstanbul a yerleşen emekçilerin, egemen iç ve dış sermaye çevrelerinin çıkarları ve ortaya çıkan büyük kent rantına el koymak üzere, bu rant merkezlerinden sürülmesi; gecekonduların yerine büyük otellerin, eğlence ve ticaret komplekslerinin, gökdelenlerin kondurulması içindir.
Bunun diğer bir anlamı da; Türkiye nin büyük sermayedarlarının elinde artık, büyük kentlerin merkezlerini piyasalaştıracak, buraları ele geçirecek miktarda büyük bir sermaye birikiminin gerçekleştiğidir. Elbette ki burada da; yabancı finans merkezleri, alanlarında uzmanlaşmış uluslararası tekeller bu projelerin hem içinde  hem de  arkasında dır. Bu işlerde IMF ve Dünya Bankası nın yol göstericiliğinin ve kreditörlüğünün olması da durumu yeterince açıklayıcıdır.
Elbette ki İstanbul ve bütün öteki büyük kentler; yeniden düzenlenmek ihtiyacındadır. Ama burda tartışılan bu düzenlemenin hangi sınıfların çıkarına olacağıdır. Bugün hükümet ve yerel yönetimler en büyük iç ve dış sermaye merkezlerinin çıkarları doğrultusunda kentler biçimlendirilmeye girişilmiştir.
Elbette ki, sınıf partisi ve ilerici güçler, aydınlar; kentlerimize sahip çıkmak, onları emekçiler için, halk için daha yaşanır bir soyal ve kültürel merkezler olarak koruyup geliştirmek mücadelesi içindeki herkes için bu gelişmeler karşısında bir tutum almak, bunu mücadelenin yeni bir dayanağı olarak görmek ve kent merkezlerinden sürülmek istenen halkın mücadelesini Türkiye nin demokratikleşme mücadelesine, emek mücadelesinin ilerletilmesine bağlamak son derece önemlidir. Bu yüzden de Evrensel, konuyu bu açıdan gündeme getirmeyi sürdürecektir.
(*) Bütün modern kentlerin bir  eski kent  merkezinin de bulunması ya da son yüzyıl içinde kentlerin ticaret ve yerleşim merkezlerinin birkaç kez değişmiş olması bile kentlerin sürekli bir yeniden biçimlenme içinde olduğunu gösterir. Bu yüzden yeniden biçimlendirilmek zorunda kalması bir rastlantı değildir. Yine 3. Napolyon un 1848 Devrimi sonrasında Paris i yeniden inşa etmek zorunda kalması ve bunu yaparken de Paris sokaklarını ayaklanmacıların barikat kuramayacakları kadar geniş bir biçimde inşa etmesi kent, sosyal sınıflar ve onların mücadeleleriyle bağlantısının açık kanıtıdır.
(**) Evrensel Kültür ün ağustos sayısı  kentsel dönüşüm e ayrılmış dosyası, konunun mimar, sosyolog, şehir plancı uzmanlarının katılımıyla son derece zengin bir kaynak. Özellikle de büyük kentlerde kitle içinde aydınlatma faaliyeti yürüten, mücadelenin örgütlenmesi yükümlülüğü içindekiler için son derece iyi incelenmesi gereken bir dosya hazırlayan Evrensel Kültür e emek verenleri kutlamak gerek.

e-posta: caralan@evrensel.net

Kaynak: Kentsel dönüşüm  ve  yıkımlar

Kentsel dönüşüm nasıl yapılmalı?

Kasım 28th, 2007 by admin

Kentsel Dönüşüm, son günlerin moda kavramı ve en çok tartışılan konusu.
14 Eylül 2007 Cuma

Genelde Kentsel Dönüşüm, gecekonduların ve kuralsız yapıların yıkılıp yerlerine yenilerin yapılması olarak düşünülmektedir. Bu şekil, sadece mekansal dönüşümdür ve son derece yanlıştır.

Kentsel Dönüşüm projeleri, insani, toplumsal, ekonomik, mimari ve şehircilik boyutu olan projelerdir. Bu projeler yapılırken mimarlar, şehir bölge planlamacılar, inşaat mühendisleri, toplumbilimciler, sosyologlar ve halkın temsilcileri birlikte çalışmalıdırlar. Projeler uzlaşma neticesinde çıkmalıdır, uzlaşma en önemli halkadır.

Projeler yapılırken, emsal, yapı yerleşimleri, yapı yükseklikleri, yapı mimarileri, sosyal donatılar (hastane, okul, kreş, spor tesisleri gibi), yeşil alan ve su görüntüleri doğru kullanılmalıdır, nitelikli konutlar yapılmalıdır.

Kentsel Dönüşüm Kanunu, T.B.M.M.’de beklemektedir; büyük bir olasılıkla yeni yasama döneminde kanunlaşacaktır.

Bu kanunun doğru kullanılması halinde büyük kentlerin çarpık ve yanlış yapılaşmış dokusu yeni bir çehreye bürünecektir. Bu kanun, aynı zamanda sağlık kurallarına uygun, doğal, tarihi, kültürel, çevresel ve eko sistemleri koruyan, yaşatan ve geliştiren, afetlere dayanıklı, sürdürülebilen gelişme ve ekonomik kalkınma hedeflerine uygun yaşam alanlarının oluşturulmasını amaç edinmelidir.

Bu kanun Türkiye için son derece önemlidir. Bundan dolayı yetki, sadece Yerel Yönetimlere bırakılmamalıdır T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ)  sistemin içinde mutlaka olmalıdır. Aynı zamanda deneyimli proje ve tasarım gruplarının danışmanlıkları tariflenmeli, projeler şeffaf olmalıdır.

ismete@akturk.com.tr

Kaynak:kentsel dönüşüm nasıl yapılmalı 

İstanbullular ‘kentsel dönüşüm’ü konuşuyor

Kasım 28th, 2007 by admin

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), dün Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde “İstanbul Kent Sempozyumuna doğru İstanbullular konuşuyor” başlıklı bir toplantı düzenledi.

TMMOB 13-15 Eylül’de gerçekleştirilecek İstanbul Kent Sempozyumu öncesinde düzenlediği toplantı ile “kentsel dönüşüm projesi”adı altında yeni rant alanları oluşturulmasına karşı mimarların, mühendislerin, sanatçıların ve gecekonduları yıkılan ve yıkım tehditi ile karşı karşıya olan mahallelerden emekçilerin katıldığı bir toplantı düzendi.

Toplantıda açılış konuşmasını TMMOB İstanbul İKK Sekreteri Tores Dinçöz yaptı. Dinçöz, İstanbul’da yaşanan sıkıntıların oluşmasında herkesin suçu olduğunu ve suskunluğun bozulması gerektiğine dikkat çekti. İstanbul’un yok edildiğini ve paylaşıldığını söyleyen Dinçöz, kent sakinlerine ve meslek odalarına görev düştüğünü kaydetti.

Çözüm için sorunun tüm muhatapları bir araya gelmeli

TMMOB İstanbul Kent Sempozyum Sekreteri Mücella Yapıcı ise ‘kentsel dönüşüm’ adı altında yapılması planlanan yeni projeleri anlattığı slayt gösterimi eşliğinde bir konuşma yaptı. Yapıcı, küreselleşmenin özellikle az gelişmiş ülkeler başta olmak üzere ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel politikalarını belirlediğini belirtti, kentleşme süreçlerine olan etkilerini dile getirdi.

İstanbul’un kentleşme kural ve ilkelerine uyulmaksızın küresel sermayenin kar hırsına sunulduğunu ifade eden Yapıcı, barınma ve güvenlik sorunlarının büyüdüğünü belirtti. Yapıcı, göç ve hızlı nüfus artışı ile diğer sosyoekonomik problemlerle birleştiğini belirterek, işsizlik, yoksulluk, barınma ve güvenlik sorunlarının daha da büyütüldüğünü ifade etti.

“Kentsel dönüşüm”ün yeni rant alanları oluşturma, lüks konut için arsa üretime, kamu arazilerinin uluslararası sermayenin hizmetine sunulması ve kent yoksullarının yerinden edilmesi anlamına geldiğini söyleyen Yapıcı, sempozyumla amaçlarına değindi. İstanbul’da yaşanan ve yaşanacak sorunların geniş kapsamda değerlendirilmesi ve kentin gereksinimleri için uzun vadeli projeler gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydeden Yapıcı, İstanbul’u yaşanabilir kılacak etkin çözümlerin, sorunun tüm muhatapları ve İstanbul halkının katılımıyla tartışacaklarını ifade etti.

TMMOB İstanbul Kent Sempozyumu Düzenleme Kurulu Üyesi Murat Gökdemir, küresel sermaye ile İstanbul’un en değerli alanlarının satıldığını belirtti. Gökdemir, bunun önüne nasıl geçilebileceği ve mücadele edebilecekleri haritayı çizmek amacıyla toplantıda olduklarını kaydetti.

Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Küçükçekmece

Kasım 28th, 2007 by admin

Ülkemizde özellikle İstanbul’da giderek artan ve büyüyen yasadışı yapılaşma, kullanılamaz durumda olan büyük miktarda yapı stoku ve deprem faktörü gibi nedenlerle KENTSEL DÖNÜŞÜM, ülkemiz planlama gündemi içinde önemini giderek daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Kentsel dönüşüm süreci içerisinde temel aktör YEREL YÖNETİMLERDİR. Bu nedenle yerel yönetimlerin dönüşüm süreci içerisinde aktif rol oynaması gerekmektedir.

Küçükçekmece Belediye Başkanlığı olarak belediyemiz sınırları dahilinde yaptığımız araştırma ve incelemelerde deprem riski taşıyan, yasadışı oluşmuş kaçak yapılar ve gecekonduların oldukça büyük alan oluşturdukları görülmüştür. Amacımız bu olumsuz koşulları ortadan kaldırarak özellikle bölgemizde yaşayan insanımıza ve tüm İstanbul’a, 2023 Küçükçekmece Vizyonu çerçevesinde sağlıklı yaşayabilecekleri modern ve konforlu bir yaşam sunmaktır. Bu nedenle şimdiye kadar oluşmuş niteliksiz ve olumsuz çevreyi ortadan kaldırmak için bölgemizde KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNİ başlatmış bulunuyoruz.

Bölgemizde yapılan araştırma ve etütler neticesinde kentsel dönüşüm alanları tespit edilmiş ve bu alanlar eteplanarak uygulanmaya başlanmıştır. 1.Etap olarak İkitelli Ziya Gökalp Mh. Ayazma ve Mehmet Akif Mh. Tepeüstü bölgelerinden başlanmıştır. 1.etap kentsel dönüşüm yapılacak bölge TEM otoyolu kuzeyinde yaklaşık olarak 120 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.

İkitelli ? Ayazma ve Tepeüstü bölgesi kentsel dönüşüm alanında yaklaşık 1570 ( ortalama 7800 kişi, 2000 aile ) yapı tespit edilmiştir. Bu alanın tamamına yakını hazine arazisi üzerinde kaçak ve sağlıksız yapılardan oluşmakta ve çevresel açıdan sosyal donatı ve altyapı tesislerinden yoksun haldedir.

KENTSEL DÖNÜŞÜM bir yıkım demek değildir. Bir proje ve plan dahilinde eskimiş, yıpranmış ve deprem riski taşıyan alanların Planlanıp Modellenerek yenilenmesini sağlamaktır. Bu çerçevede yapılan planlama çalışmalarında Halkalı ve Sefaköy Bölgelerinde KENTSEL DÖNÜŞÜM alanları belirlenmiştir. Yukarda açıkladığımız gibi bu bir yıkım değil bölgede yaşayanların kendi rızalarıyla yapacakları projelerin ana çerçevesini belirlemektir. Bu noktada tüm bölge sakinlerinin ortalıkta dolaşan söylentilere kulak asmadan soru ve görüşlerini bizzat yetkili ağızlardan öğrenmeleri gerekmektedir. Üzerine basarak söylediğimiz gibi KENTSEL DÖNÜŞÜM etapları olan bölgelere göre çözüm farklılığı gösteren bir projedir, YIKIM değildir. Zaten Sefaköy ve Halkalı bölgesinde yapılan planlara baktığınız zaman bu alanlarda imarın olduğunu görmektesiniz yıkım ve tasfiyeyle ilgili hiçbir madde bulunmamakta olup eskimiş kent dokularının yenilenmesi ve olası deprem riskinin azaltılması açısından çözümler getirmektedir.

Görüldüğü üzere belediye olarak amacımız sağlıksız gecekondu alanlarını bölgede yaşayan vatandaşlarımızı mağdur etmeden bir proje dahilinde tasfiye etmek ve onları sağlıklı yaşam koşullarına kavuşturmaktır.

Göreve geldiğimiz günden itibaren tek hedefimiz halkımıza hizmet olmuştur. Ancak gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz çalışmaları karalamak için sürekli karşımızda duran bir takım çevreler son günlerde Arazi üzerinde yoğunlaşan çalışmalarımızın başarıyla neticeleneceğinin farkına vardıklarından projelerimizi provake etmek için gayretlerini arttırmışlardır. Vatandaşlarımız, bu şahıslar tarafından çıkarılan evlerinin yıkılacağı, mağdur edilecekleri gibi çeşitli söylentilerle asılsız endişeye sevk edilmektedirler. Yukarıda bahsedildiği üzere TOKİ, İBB ve Belediye Başkanlığımız tarafından yürütülen ?Kentsel Dönüşüm Projesi? Olimpiyat Köyü çevresinde başarıyla devam etmektedir. Bu bölgede ve Kentsel Dönüşüm Alanları içerisinde yaşayan vatandaşlarımızın hiçbir şekilde endişelenmelerine gerek olmadığı gibi kimliğini gösteren görevlilerin dışında kimseye itibar etmemeleri gerekmektedir.

EN BÜYÜK HEDEFİMİZ ve İNANCIMIZ ÇAĞDAŞ YARINLARA HEP BİRLİKTE KAVUŞMAKTIR.

İnş. Yük. Müh. Aziz YENİAY
Küçükçekmece Belediye Başkanı

Kentsel Dönüşüm Uygulamalarında İstanbul

Kasım 28th, 2007 by admin

Tarih: 14 Kasım 2007 Derleyen: Gökçe Aras - Arkitera.com

kentesl dönüşüm istanbul
Bu yıl altıncısı düzenlenen “Mimar Sinan’dan Olimpiyat Kentine - Kentsel Dönüşüm ve Gayrimenkul Yatırımları” başlıklı Forum İstanbul toplantısı 12 – 13 Kasım 2007 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi. Kentsel dönüşüm projeleri üzerine yoğunlaşan toplantılar silsilesinde gayrimenkul yatırımcıları, bürokratlar, mimarların ve diğer sektör çalışanlarının yoğun katılımıyla gerçekleşti.

Forum İstanbul toplantılarının bir oturumu da kentsel dönüşüm projelerinden en çok nasibini alan kentlerden birisi olan İstanbul üzerineydi. Oturum başkanlığını Tavit Köletavitoğlu’nun yaptığı “Kentsel Dönüşüm Uygulamalarında İstanbul” başlıklı toplantıya İMP (İstanbul Metropolitan Planlama) Koordinatörü Prof.Dr. Hüseyin Kaptan ve Kartal Dönüşüm Projesi’ni yöneten Pritzker ödüllü ünlü mimar Zaha Hadid ise konuk konuşmacı olarak katıldılar.

İlk olarak sözü alan Prof.Dr. Hüseyin Kaptan İstanbul’un enerjisinin kendisini heyecanlandırdığını söyleyerek konuşmasına başladı. 1980 yılında beş milyon insan için planlanan İstanbul’un artık il sınırlarına sığmayan bir metropol olduğunu ve göstergelerin 25 milyonu gösterdiğini belirtti. E – 5 karayolunun etrafında bulunan sanayi bölgelerinin de yasadışı konut bölgelerinin oluşmasına zemin hazırladığını söyleyen Kaptan; hazırladıkları Çevre Düzeni Planı’nın onaylanma sürecinde olduğunu belirtti. Bu planın hazırlanırken dikkate alınan ana kararlardan bir tanesinin de İstanbul’un; Büyükdere Caddesi, Eminönü, Mecidiyeköy ve yakın bölgelerini kapsayan alanının tek merkez haline gelmesini engellemek olduğunu vurguladı. Kaptan; hazırladıkları planda Silivri ve Kayabaşı – Ispartakule bölgelerinin İstanbul’un gelişebilecek en önemli iki alanı olduğunu söyledi.

Kaptan; İstanbul’un en önemli sorunlarından birisi olan ulaşım konusunu ise planda yer alan üç lojistik köyle (Gümüşyaka, Pendik ve Ambarlı) çözmeyi planladıklarını belirtti.

İstanbul’un küllerinden dönüştürüldüğünü söyleyen Kaptan; bu dönüşümün ekonomik, ekolojik ve sosyal anlamda sürdürülebilir bir dönüşüm olması gerektiğini de vurguladı.

Kartal’ın 4 milyon nüfuslu bir merkez olacağını belirten Kaptan bu projede mülk sahipleri ile beraber hareket ettiklerini de önemle vurguladı.

Kaptan konuşmasının sonunda İstanbul için hazırlanan dönüşüm projelerinden bazı örnekler verdi;

Maltepe – Dragos (ulusal bir yarışma ile elde edilecek), Kağıthane Vadisi (ulusal yarışma ile elde edilecek), Bayrampaşa – Topkapı – Maltepe, Medya Yolu, Bakırköy – Kazlıçeşme (ulusal yarışma ile elde edilecek), Başakşehir (ulusal yarışma ile elde edildi), Ispartakule – Bahçeşehir (ulusal yarışma ile elde edilecek), Beylikdüzü (ulusal yarışma ile elde edildi), Silivri, Zeytinburnu, Küçükçekmece – Ayazma – Kayabaşı.

İstanbul Çevre Düzeni Çalışmaları Kapsamında Kentsel Dönüşüm Çözüm Önerileri
Kaptan’ın konuşmasında da çeşitli örnekler göstererek üzerinde durduğu İstanbul için dönüşüm bölgeleri için önerilen çözümler ise çevre düzeni planında şu şekilde sıralanıyor;

- Tarihi Yarımada, Haliç, Galata, Beyoğlu, Şişli - Maslak eksenli MİA bölgesi ile Kadıköy - Üsküdar ve Boğaziçi’nin oluşturduğu geleneksel çekirdek alan ve ağırlıklı merkez mekan sistemi, kademeli bir yapıda yeniden düzenlenmeli,

- Yerleşim kütlesinin daha büyük ve yoğun olan Batı yakasında, daha çok alt merkezler ve yoğunluk dağılımları yaratılmalı,

- Boğaziçi sahilleri boyunca olduğu kadar; yine Batı yakasında Esenler, Avcılar ve Beylikdüzü vb. yerleşim alanları ile Doğu yakasında Ümraniye ve Dudullu’daki yoğun yapılaşmalar frenlenmeli,

- Formula 1 Alanı ve Olimpiyat Köyü gibi doğal eşiklere yönelik benzer gelişmeler ile sanayinin Hadımköy’de odaklanmasının ve üst gelir düzeyi konut alanlarının Çekmeköy gibi orman alanlarına yayılmasının ve yapılaşmaların su havzalarına doğru kaymasının önüne geçilmeli,

- Aşırı yük altında olan Fatih, Bayrampaşa, Beyoğlu, Kadıköy, Beşiktaş, Kağıthane, Eminönü, Zeytinburnu, Üsküdar ve Bakırköy gibi ilçeler ile Batı yakasında MİA-TEM otoyolu ile Küçükçekmece arasındaki bölgede nüfus yoğunluğu düşürülmeli.

- Deprem riski olan Büyükçekmece’nin sahil kısmı, Avcılar, Zeytinburnu, Bakırköy, Bahçelievler, Fatih, Eminönü ile kısmen Üsküdar ve Ümraniye’nin yanı sıra Kadıköy, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla ve Adalar gibi alanlarda gerekli önlemler alınmalı.

Çevre Düzeni Planı hazırlanırken alanlar niteliklerine göre parçalara bölünüyor. Kentsel dönüşüm projeleri tanımlanırken, kentte yer alacak fonksiyonlar İMP tarafından hazırlanan planlama uygulama hükümlerinde de ayrılıyor;

Sürdürülebilirlik çerçevesinde koruma alanları: Orman alanları, tarım alanları, havza alanları, jeolojik sakıncalı alanlar, korunacak maden ve taş ocakları ve sit alanları.

Yerleşim alanları: Onanlı planı bulunan kentsel yerleşim alanları, mevcut konut alanları, gelişme konut alanları, eski köy yerleşik alanları.

Ticaret ve hizmet alanları: Merkezi iş alanı (MİA), ticaret – hizmet alanları ve alt merkezler, çekim merkezleri, çalışma alanları, teknoloji geliştirme parkları ve kültür endüstrileri yoğunlaşma alanları.

Sanayi alanları: Sıhhileştirilecek sanayi alanları.

Lojistik bölgeler

Turizm alanları: Kültür – turizm amaçlı kullanımlar ve turizm merkezleri ve kültür - turizm amaçlı kullanımlar ve günübirlik rekreasyon alanları.

Kentsel donatı – hizmet ve altyapı alanları: Üniversite alanları, sağlık haberleri, kentsel hizmet alanları, askeri alanlar, kentsel yeşil ve spor alanları, arıtma tesisleri ve depolama alanları ve ağaçlandıralacak alanlar

Ulaşım: Havaalanları ve ulaşım sistemi.

Prof.Dr. Hüseyin Kaptan İstanbul’un bir lojistik cenneti olduğunu her fırsatta vurguluyor. İstanbul Çevre Düzeni Planı kapsamında alt lojistik merkezleri öneriliyor. Bu kapsamda hazırlanan lojistik planda Ambarlı Limanı için öneriler ise şu şekilde;

İstanbul‘da mevcut demiryolu yetersiz. Ambarlı Limanı, mekansal alanının sınırlı olması nedeniyle, altyapı imkanları açısından bu eksikliği gideremiyor. Liman’ın 5 – 10 km gerisindeki alanların limana dahil edilmesi yoluyla bu eksiklik giderilmeye çalışılmalı. Ancak limanın yetersizliğini gidermek ve bu alanlardaki hizmetlerin limanla bütünleşmesini sağlamak için, liman gerisinde bulunan yerleşmelerin 500 – 600 metre derinliğindeki alan rezerv alanı olarak tahsis edilmeli. Ambarlı Limanı’nın üretmiş olduğu trafik yükünü azaltmak amacıyla, Liman Halkalı – Edirme Demiryolu Hattı, Bahçeşehir mevkii bağlantısı ile sağlanmalı ve Marmara Denizi üzerinden gelecek yüklerin demiryolu üzerinden aktarılması imkanı oluşturulmalı. Siz konusu bağlantı, Hadımköy’de oluşturulacak lojistik bölgeye kadar uzatılmalı ve bölgenin Ambarlı Limanı ile bağlantısı sağlanmalı.

Aynı şekilde havaalanları için öneriler ise şunlar;
Atatürk Havalimanı’nın doğusunda bulunan Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu bölge, havaalanı sınırları içine dahil edilmeli. Atatürk Havalimanı’nda, yurtdışında benzerleri bulunan “Lojistik Bölge” oluşturulmalı. Sabiha Gökçen Havalimanı ve çevresi hızla SİT alan ilan edilerek koruma altına alınmalı, çarpık kentleşmenin önüne geçilmeli. Yeni kargo tesislerinin, kara (TEM Otoyolu) ve demiryolu (Boğaz tüp geçişi) ile yakın limanlara entegrasyonu sağlanmalı. Gelecek on yıl için çözüm önerisi, kargo tesislerinin Atatürk Havalimanı içinde başka bir yere taşınması. Önerilen yeni alan, şu anki THY A.O Genel Müdürlük binası yanındaki Hazine’ye ait boş arazi, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait lojman ve Havacılık Müzesi’nin bulunduğu alan.

Kaptan’ın konuşmasının ardından mimar Zaha Hadid Kartal Dönüşüm Projesi’ni anlatmak üzere sözü aldı. İstanbul’u çok sevdiğini ve her yıl belli bir süre geçirdiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Hadid planladığı kentsel tasarım projelerinden örnekler gösterdi. Bu tür projelerde öncelikli olarak çalışma bölgesine bakmanın çok önemli olduğunu belirten Hadid; Tokyo, Berlin, Londra, Madrid, Singapur, Bilbao, Pekin ve New York’tan çeşitli örnekleri izleyicilerle paylaştı. Hadid; Singapur’da yaptığı çalışmada iki tür topoğrafyayı birleştirerek oluşturduğu alanlarda, farklı kuleler tasarlamak yerine merkezler yaparak eklenebilir – çıkarılabilir mekanlar tasarladığını ve kentsel geometri ile ilgili bir dizi çalışma yaptığını belirtti. Hadid; New York’da yaptığı çalışmada ise kent için çok önemli olan şeffaflığı binalara nasıl uyguladığını anlattı. Bu tür kentsel tasarım çalışmalarında eş zamanlı olarak mimariyi de incelediklerini belirten Hadid konuşmasına Kartal projesinin detayları ile devam etti.

Kartal projesinde Kartal ve Pendik’i dikiş izi olmadan yatay olarak bağlayabilmenin önemli olduğunu belirten Hadid, bu tür çalışmalarda işbirliğinin de çok önemli olduğunu vurguladı. Hadid bu projedeki fikri ise şöyle tanımladı; tek bir vizyon, kabul edilebilir farklı ölçekler,ağ, farklı bölümlerde ve ölçeklerde değişken. Hadid; tasarımındaki her ağın farklı bir şekilde yorumlanabileceğini kendisine ilham verenin ise İstanbul’da kubbeler oluşturan tarihi eserler olduğunu söyledi. Bu planın dinamik olduğunu ve her segmentte farklı şekilde yorumlanabileceğini söyleyen Hadid birkaç ayrıntılı bina örneğini de izleyenlerle paylaştı. Bu bölgedeki ana fikrin her binanın önünde kamuya açık bir alan yaratmak olduğunu belirten Hadid sunumunu marina için yaptığı çalışmalardan birkaç örnek göstererek bitirdi.

Konuk konuşmacıların ardından; PRC Bouwcentrum International Direktörü Alle Elbers, TOKİ, Kentsel Yenileme Daire Başkanı Gül Deliktaş, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Faruk Göksu, mimar ve şehir plancısı Prof. Michael Sorkin ve İstanbul Konut AŞ, Genel Müdürü Musa Yetim de İstanbul’da yaptıkları ve yapacakları kentsel dönüşüm projelerinin kapsamlarını izleyicilerle paylaştılar.
# Konuyla İlgili LinklerArkitera Proje’de Kartal ve Küçükçekmece Kentsel Dönüşüm Projeleri
kentesl dönüşüm istanbul harita
YorumlarYorum Sayısı: 236

Yazan: nccŞimdi bu röportajda yapılan şey aslında dünyaca ünlü ve başarısı, yeteneğini kanıtlamış bir mimarın özgüveninden kaynaklı ukalalığından başka bir şey değildir.
Kendisi de gayet iyi bilmektedir ki bölgesel yapı ve dokuyu incelemeden, çevresiyle ilişkisini incelemeden sağlıklı bir dönüşüm projesi üretemez.
Kaldı ki doğrudan Sn. Hadid bunu yapmasa da proje ekibinin bölgeyle ilgili araştırmalar yapıp projeyi geliştirmekte olduğunu tahmin ediyorum. Ayrıca kendi ofisinde çalışmakta olan Türk mimar arkadaslarımız da hiç saymıyorum. Elbette onlardan kaçı bu projeyle ilgilidir, kaçı İstanbul’un o bölgesini tanımaktadır bu muallakta kalan bir sorudur.

Sanırım Sn. Hadid gazetecimizin kendisine yönelttiği “oralara gidip halkla birlikte yasadınız, ortamı havayı hissedip, kebap yediniz mi?” sorusunu bir mimari yahut bölgesel tasarıma olan yaklaşımı tanımlamaya çalışmaktan çok uzakta ve gerekli ciddiyetten uzak bir soru olarak algıladığı için, belki de biraz da kızarak bu cevabı vermiştir diye düşünüyorum.

Buradaki kızgınılığı elbetteki gazetecimizin konuya olan yaklaşımı ve bunca karmaşık bir projelendirme sürecini kebaba ve halkla aynı ortamda yaşamaya indirgeyecek kadar basitleştirmeye çalışması ve Hadid’in profesyonelliğini hesaba katmamasından kaynaklanmaktadır diye düşünüyorum, elbette mümkün olsa da kendisi neden böyle dediğini biz iletse…

Yazan: Emine MerdimRadikal gazetesinden Pınar Öğünç’ün Zaha Hadid ile yaptığı söyleşisinin başlığı: ‘Kartallılara masaj yapmam gerekmiyor’

Yazan: sercanKARTAL ? PENDIK MASTERPLAN
CNN’de Zaha Hadid’le röpörtaj vardı.

Soru:İstanbul’da beğendiğiniz modern yapılar hangileri?

ZH: İstanbul’da iyi modern yapılar yok! Sadece eskiler iyi!

Soru: Tanıdığınız Türk Mimarkar hangileri?

ZH: Hiçbir Türk Mimar tanımıyorum.

Yazan: Gökçe ArasDün akşamki ARKIMEET konferansının konuğu Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid’ti. Konferansta birçok projesini dinleyicilerle paylaşan ünlü mimar izleyenlerin sorularını da yanıtladı….

Zaha Hadid’le Katmanlar, Mekanlar ve Kentler Üzerine Bir Deneyim

Yazan: Gökçe ArasKentsel Dönüşüm Projeleri kapsamında bine yakın evi yıkan AKP’li Küçükçekmece Belediyesi’ne tepki gösteren Ayazma Mahallesi halkı, çadır ve barakalarda yokluk içinde yaşamaya mahkûm edildiklerini ifade ettiler.

Yazan: Gökçe ArasTürk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Küçükçekmece Ayazma - Tepeüstü Mevkileri Kentsel Dönüşüm Projesi’nin bölge halkına etkilerini anlatan ve sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama ve barınma hakkının temel bir insanlık hakkı olduğunu hatırlatan bir basın açıklaması yayınladı.

…..
İşte, AKP İktidarı ve yandaşlarının ‘planlı kentleşme ve konut üretimi’ programı kapsamında en büyük projelerinden biri olan ve depremden önce çadırkentler kurduran Küçükçekmece Ayazma - Tepeüstü Mevkileri Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında inşa edilen ‘Bezirganbahçe Konutları’.
….

Yazan: Melis GökerSabah Gazetesi’nin haberine göre;

Kartal Belediye Başkanı Arif Dağlar, kiralık bir binada hizmet veren belediyenin, yapımı süren ve gökyüzünden bakıldığında Kartal görüntüsündeki yeni belediye binasına taşınacağını söyledi.

Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid’in şekillendireceği Kartal Belediyesi’nin kentsel dönüşüm projesinde, ilçeden Adalar’a teleferik bağlantısı yapılması planlanıyor.

Yazan: Zeynep GüneyPritzker Mimarlık Ödülü’nü kazanan ilk kadın mimar olan Iraklı Zaha Hadid’in hazırladığı Kartal Kentsel Dönüşüm Projesi hayata geçiriliyor.

Referans Gazetesi’nden Selma Şenol’un hazırladığı haberde; “Sanayinin ağırlıkta olduğu Kartal-Pendik 5.5 milyar dolarlık yatırımla ticaret ve yaşam merkezi haline dönüştürülecek.” deniyor.

Habere göre; Kartal Belediyesi’nin başlattığı kıyı kesimi dönüşüm projesi kapsamında, 100′e yakın fabrika taşınarak bölgeyi boşlatacak, artmakta olan konut fiyatları giderek daha da artacak, bin yatlık marina yapılacak ve bölgede yüzlerce konut üretilecek.

Yazan: Gökçe ArasKentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında baştan aşağı yenilenmesi planlanan İstanbul’un en kalabalık ilçesi Küçükçekmece, bu değişimden en büyük payı alıyor. İstanbul’un en yüksek nüfusa sahip ilçesi Küçükçekmece, kentsel dönüşüm projeleri ile değişimin ve rantın merkezi haline geliyor. Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazan: Emine Merdimselamlar

Zaha Hadid’in Kartal ve Pendik için çalıştığı projenin daha çok görseline ve bilgisine sahip olan var mı? Bu projeyi daha fazla incelemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Sayın Serkan Ennac,
Bu konu Arkitera Forum’da sayfalarca tartışılmıştı. Bundan dolayı mesajını buraya taşıdık. Ayrıca projenin görsellerine http://www.arkitera.com/competitionproject.php?action=displayProject&ID=88&year=&aID=579
adresinden ulaşabilirsiniz.